5N1K

MONOTONLUĞA SON - TAKIM ELBİSELİ ADAMLAR



TAKIM ELBİSELİ ADAMLAR
Gözümüzü açtığımız her hafta içi sabahları, biraz mağrur bakışlarla selamlıyor bizi. Güneş dahi daha tam olarak gözünü açamamışken gri binaların içinde kahvaltısını bitirmekte olan insanlar var. Bu insanlar, “fazlaca” alt kesimin entelektüel sosyeteler olarak tanımladığı; güne sabah kahvaltısı ve jambonlu tostları olmadan başlayamayan kişiler değiller. Onlar birçoğumuzun içinde yer alan anne-babalarımız. Hatta birazcık daha genele götürürsek, memur tabakamız.
“Daya evladım sırtını devlete, mis gibi aylık iki bin garanti maaş!” laflarıyla büyütülen bazı çocuklar şimdilerde biraz şaşkın.  Eskiden doktor olması, mühendis olması istenilen çocuklar; yanaklarını çeke çeke sündüren teyzelerin garanti maaş atıflarıyla yaşıyorlar. Oysa çocuk, bu şaşkınlık içerisinde kafasını kaldırıp anne-babasına bakınca gözünde canlanan maaş değil, ciddiyetle bağlanmış kravatların sardığı korkunç takım elbiseler. Sabah sekizde camdan dışarı baktığında gördüğü, sürekli hızlı adımlarla yürüyen takım elbiseli insanların acelesi, gözde maaşın çekiciliğinden çok daha mühim şeyler canlandırıyor. Bunu ben, daha çok küçük yaşlarda keşfetmiştim.
Memur tebaanın yüzündeki sıkıntı rüzgârlarının hayatı monotonlaştırdığını düşündüğüm zamanlarla aslında onların ne kadar iyi insanlar olduğunu düşündüğüm zamanlar aynı döneme denk geldi. Burada bir sabah, bazılarına göre normal gelebilecek ama benim için bambaşka olan birini görmem etkili oldu. Klasik bir memur sabahında sekizde yola çıkmış insanlar arasında farklı biri daha vardı. Üzerinde muhtemelen diğer günlerde de giydiği birazcık ağarmaya başlayan siyah takım elbisesi vardı. Buraya kadar her şey olağandı ama diğerlerinden farklı olarak o, bisiklet kullanıyordu. Beynim aniden hayatın monotonluğunu cırtlak bir sesle delen mütevazı bisiklet kornasıyla sarsıldı. O ana kadar takım elbiseli bir adamın bisiklet sürdüğüne tanık olmamıştım. Ki hızla gelişmekte olan günümüzde birçokları artık arabalarını kullanıyordu. Araba kornalarından yorulmuş olan zihnim, cırtlak bisiklet kornasını adeta büyük bir ahenkle karşılamıştı. Yıllardır bu anı beklemişçesine heyecanla karşıladım bu durumu. Belki de bu bisikletli takım elbiseli adamı kendi anne-babamdan daha çok sevmiştim o an. O bizimkilerin memuriyetinden farklıydı. O hayattan bıkmış insan griliğine, gökkuşağı eli uzatıyordu. Onu diğer memur kesimle aynı tabakaya koymak istemedim.
Her sabah anne ve babamı geçirdikten sonra kendimi pencereye atıp bisikletli adamın gidişini izledim. Babam onları izlediğimi düşünüyormuş ve mutlu oluyormuş. Onun mutlulğunu hiç bozmadım. Sanki onları izliyormuş gibi davranıp bisiklet kornasının melodisine kulak kabarttım. Bisiklet sürüşünde kendi gözlerimde hayali şeyler canlandırdım. Bazen arka tekerleğine roket takıyordum, bazen direksiyonuna helikopter pervanesi yerleştirip uçuruyordum. Daha küçük yaşlarda hayal dünyamın gelişmesini sağlamış ve bambaşka süper kahramanı olmuştu bu adam.
Onu bende bu kadar harika kılan bir diğer şeyse yine diğer takım elbiselilerde olmayan umut aşılayan tebessümüydü. İşini ne kadar sevdiğini bilemezdim ama bakışlarında o kadar büyük enerjiler vardı ki sanki dünyanın en iyi işini yapıyordu. Bunu da bisikletine bağladım. Bisiklet kullanan insan zaten böyle olurdu. Pedalları sanki bulutlara çeviriyor, özgürlüğünü kanatlandırıyordu bu adam. Ama tabii ki onu sonsuza dek görmeyecektim.
Aniden bir pazartesi günü süzülerek indiği yokuşta gözükmedi. Muhtemelen o sabah uyandığında yaşlandığını fark etti ve artık bisikletini başka diyarlara sürmek istedi. Hiç tanışmadan herkeslerden daha çok sevdiğim bu adamı bir daha hiç göremedim. Ama o farkında olmasa da gitmeden önce bana güzellik tohumlarını hatıra bırakmıştı.  Büyüme yolunda ilerlediğimde de bu takım elbiseli adamdan bana kalan hatıraya olan sevgim hiç değişmedi. Kafama oturtmuş olduğum “memur” rol modeli bu adam olmuştu. Ama bu adam bir tek memurluğun rol modeli değildi bence. Dünya üzerindeki tüm ciddi işlerin rol modeliydi. Bana soran olursa onlara doktor falan olacağım demezdim. Hayır, memur olacağım da demezdim. “Bisikletli takım elbiseli” adam olacağım derdim. Hayatın monotonluk kalkanını, tekerleğin gıcırtısı ve cırtlak kornasının ahengiyle kırmış adamlardan olacağım! Bir gün çok para kazanmış zengin ve saygın bir adam dahi olsam, beni pedal sesleriyle geldiği anlaşılan takım elbiseli adam olarak ansınlar isterim.
Her gün sabah sekizde bir yerlere yetişmeye çalışan pedalları çevirdikçe kravatı arkasına doğru uçuşan, bisikletli siyah takım elbiseli adamları sevin. Onlar özgürlüğe pedal sallıyorlar…

MÜNİR AKMAN

About Ramazan Ateş

8 yorum:

  1. Bu aydınlatıcı metin için teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir yazı harika bir başlangıç......

    YanıtlaSil
  3. Elininize sağlık ülkenin boyle genç ve bilinçli yazarlara ihtiyacı var

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, sizin gibi okurlara da ihtiyacımız var.

      Sil
  4. Aydınlandım hocam.. Tanışmak isterim sizinlen.. (Not:Bizim orda ağaçları var)

    YanıtlaSil
  5. Okurken kendini içinde bulmak diye bir şey var ya işte aynısı oldu. Farklı bir bakış açısı, başka bir pencere kazandırdı.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.