BİR KİTAP OKUDUM HAYATIM DEĞİŞTİ!

BİR KİTAP OKUDUM HAYATIM DEĞİŞTİ!



KİTAPLAR AYDINLATIR BENLİĞİNİ
Gün olur asra bedel… Hem bu manidar sözün içinde kayboluyordum hem de şu an elimde tuttuğum kitaba bu ismi veren Cengiz Aytmatov’ a şükranlarımı sunuyordum. Okunmaktan yıpranmış olan kitabı karıştırmaya devam ederken aklıma Orhan Pamuk’ un Yeni Hayat kitabında kullandığı şu sözü geliyor: “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” Bazen bu sözün bana atfedildiğini düşünüyorum. Çünkü hayatımın en anlamsızlığında salındığımı düşündüğüm lise yıllarımda, beni ancak bir kitap kendime getirebilirdi.
İflah olmaz haylazlığımı dindirmek temiz bir sahafın üstüne vazife olmuştu. Bu ona verilmiş bir görev değildi aslında. Ama o bunu boynuna borç bilmişti. Böylece taştan yapılma, yürümekten aşınmış yollarında koşturduğumuz sahaf çarşısına girişim bir dönüm noktası oldu. İçeri çekti beni Sahaf Mehmet. Kızacak sandım bana. O gülümsedi sadece. Tatlı, anlamlı bir gülümseme. Daha önce kimsede göremediğim bir gülümseme ki bunu daha sonra içerideki huzurlu kitaplardan geldiğini anlayacaktım. İçeride dolaşmamı istediğinde o kitaplara dalga geçerek baktığım için şu an utanıyorum. Ancak utançlarımdan ders çıkarmaya bayılıyorum. Kitaplıkların tozlu raflarında uçarcasına gezindiğimi fark ettiğimde garip bir haz aldığımı hissetim. Önceleri temas halinde bulunmaktan kaçındığım kitaplar şu an bana misafirperver davranıyordu. Yalnız korkuyordum onlardan. Bende baskı yaratıyorlardı. Çok fazlalardı, çok fazla! Arkamı döndüğümde Sahaf Mehmet’le göz göze geldim. Üzerimdeki baskıyı hissetmişti. Elinde bir kitap vardı. Tabi ki Gün Olur Asra Bedel… “Buradan başla.” dedi, “Senin ilacın burada.” Elime aldığımda heyecanlıydım. Kitabın ismi beni uzak diyarlara götürmeye meyilliydi. Asra bedel olacak günüm bugün müydü? Evet, o günmüş. Sahaf dükkânından ayrıldıktan hemen sonra okumaya başladığımda, pasparlak olan bu kitap beni hayal gücü trenlerine bindirecekti.
Okumaya fazla alışkanlığım olmadığından bitirmem biraz zaman almıştı. Ama her sayfasından ayrı lezzetler alıyordum. Bunun için zamanın bir önemi yoktu. Bitirdikten sonra doğruca sahaf dükkânına koştum. Sahaf Mehmet “gözlerin parlıyor.” demişti ve en sonunda kendimi bulduğumu dile getirmişti. Benim gözlerim parlarken farklı kitaplar da bana göz kırpıyordu. Daha fazla okumak istiyordum. Bu artık tarif edilmesi mümkün olmayan bir aşktı benim için. Zaman ilerledikçe daha fazla okumaya başladım. Kendimi bu sahafla bütünleştirmiştim artık. Huzura ermiştim.
Masallar gibi geçen günlerim acı bir olayla sarsıldı bir gün. Sahaf Mehmet dönülmez uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Zeytin siyahı gözleri ebediyete kapanmıştı. Acıyı iliklerime kadar hissederken öksüz kaldığımı düşündüm. Yapayalnızdım şimdi. Tahta döşemeli sahaf dükkânında kederli bir şekilde dolaşırken masanın üstünde not buldum. Banaydı… “Bu dükkândaki kitaplar benim çocuklarım. Yıllarca onlara ben baktım babaları oldum. Ama hep bir korkum vardı: onları öksüz bırakmak! İşte o an karşıma sen çıktın. Bu dükkân ve çocuklarım senindir. Cevherin kadrini cevher-i füruşan olmayan bilemez! Benim cevherim sende artık ve emin ellerde…”
Yirmi küsur yıl geçti aradan. Biraz biraz yaşlandım bende. Kim bilir kaç defa okuduğum bir kitap var şu an elimde. Ve az sonra bir çocuk girecek içeriye. Beni yıllar önceye tekrar götürecek o soruyu soracak: “Gün Olur Asra Bedel kitabı var mı?”

MÜNİR AKMAN

About Ramazan Ateş

2 yorum:

  1. Yaşı genç olan şair bu yazılar bir yaşanmışlığın neticesi mi yoksa muazzam bir ilham eseri mi ? Bence ömrün baharı olan gençliğin verdiği, ruhunun ab-ı hayatından sana seslenen bir ilham yazıları bunlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim değerli yorumlarınız için...

      Sil

Blogger tarafından desteklenmektedir.