ABBASİLER

HİLAFET BAYRAĞINI DALGALANDIRAN DEVLETLER




1. HİLAFETİN ORTAYA ÇIKIŞI VE HİLAFETİ SAVUNAN DEVLETLER





HİLAFETİN ORTAYA ÇIKIŞI VE HİLAFETİ SAVUNAN DEVLETLER
Hilafet veya halifelik (Arapça: خلافة ), İslamda sonra gelen, yerine geçen, ardından gelen anlamında, Hz. Muhammed (s.a.v)'in ölümünün ardından oluşturulan yönetim makamıdır. Bu siyasi ve hukuki yönetim makamının başındaki kişilere "halife-i resullullah" (Allah elçisinin halifesi) denilmiştir. Halifenin nasıl seçileceği İslamda kesin kurallara bağlı olmamakla birlikte ilk dört halifenin sahabenin önde gelenlerinin seçimi ve biat alma, sonraki halifelerin ise babadan oğula veraset yoluyla intikal ettiği görülmektedir.
Makam başlangıçta siyasi bir yönetim erkini tanımlar iken sonradan siyasi-manevi bir otoriteye dönüşmüş, Sünnilerin temsilciliğini üstlenmiştir.
Tarihte Halifelik makamını dolduran ülkeler şunlardır.

2. EMEVİLER




EMEVİLER
Emeviler Dönemi, İslam tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu dönemde İslam tarihinde ilk defa bir hanedan iktidarı kurulmuş, fetihler yaygınlaşmış, İslam coğrafyası alabildiğine genişlemiş, sanatta ve mimaride yeni tarzlar benimsenmiş, çeşitli medeniyetlerle temas edilmiş ve en önemlisi de halife imajında çok önemli değişiklikler olmuştur. Emeviler’in daha halifelik unvanını elde ettiği ilk andan itibaren dinî anlayışta, özellikle yönetim biçiminde yeni uygulamalara gidildiği, böylece İslami düşünce üzerinde bu hanedan devletinin derin izler bıraktığı da bir gerçektir. Günümüzde hala birer tartışma konusu olan bu izlerin mahiyetini anlamak, ancak Emevi halifelerinin hayatlarını, yönetim biçimlerini ve dönemlerinin siyasi-sosyal olaylarını doğru anlamakla mümkündür.

3. ABBASİLER




ABBASİLER
750 yılında Horasanlı Ebu Müslim ve Abdullah bin Ali’nin yardımları sayesinde Emevi Hanedanı’nın hilafetten el çektirilmesiyle Abbasiler, İslam ve dünya tarihindeki yerlerini almışlardır. Hilafete geçen ikinci hanedan olan Abbasiler, beş asırdan fazla İslam halifeliğini uhdelerinde bulundurmuşlar; bu beş asırda İslam dünyasının büyük bir bölümüne egemen olmuşlardır. Abbasiler, Emeviler'den ayrı bir siyaset güderek Arap olmayanlara karşı hoşgörülü davranmışlar, böylece İslamiyetin yayılmasına büyük katkılarda bulunmuşlardır. Soyu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) amcası Abbas'a dayanan hanedan, İslam sanat, kültür, siyaset, düşünce, edebiyat ve bilimine getirdiği yeniliklerle de tarihte kendilerine yer edinmişlerdir. Bu bakımdan, Orta Çağ dünyasında İslam medeniyetinin dünya siyaset, kültür ve uygarlığına nasıl bir katkıda bulunduğunu anlamak ve anlamlandırmak açısından Abbasiler’in tarihi ve Abbasi halifelerinin hayatı büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.

4. FATİMİLER




FATİMİLER
İslam tarihinde görülen çatışmaların merkezinde her zaman hilafet kurumu olmuştur. Mısır'da hükümran olan ve halifeliğin kendilerine geçtiğini ilan eden Fâtımîler ise İslam dünyasında büyük bir yankı uyandırarak hilafet merkezli çatışmalara yeni bir boyut kazandırmışlardır. Eksantrik uygulama ve anlayışları ile tarihin en sıra dışı halife ailesi olan Fâtımî Hanedanlığı döneminde, türlü iktidar çekişmelerinin yanında -baba, oğlunu öldürtmüş; oğul vezirlerle iş birliği yaparak babasını öldürmüş; amca yeğenine iktidar için kılıç sallamış; yeğen amcaya ölümü reva görmüş- El-Ezher'in kurulması, dünyanın en büyük kütüphanelerinin yaptırılması, Ebu Tahir el-Cennabi tarafından sökülüp kaçırılan Hacer'ül Esved'in esas yerine yerleştirilmesi gibi gelişmeler de yaşanmıştır. Elinizdeki kitapta, Fâtımîler'in idari ve sosyal yapısı incelenmiş, Fâtımî halifelerinin hayat hikâyeleri ve bunun yanı sıra hilafet kurumun doğuşundan kaldırılışınakadar geçen sürede gelişen olaylar belli bir sistematik içinde anlatılmıştır.

5. MEMLÜKLER




MEMLÜKLER
Memluk hanedanlığının, tarihte üç önemli etkisi olmuştur. Askeri planda, Haçlı ordularının bölgeden atılması ve Mogol akınlarının durdurulmasıdır. Her iki olay da Arap - İslam devletini kaçınılmaz bir yıkımdan kurtarmıştır. Memluk hanedanlığının üçüncü etkisi ise toplumsal ve ekonomik alanda olmuştur, bir dizi düzenleme getirmeleri, askeri ve politik anlamda bölgede bir istikrar oluşturmaları sonucu, Mısır yeniden önemli bir ticaret yolu haline gelmiştir.
1260 yılında, Bağdat'i alarak Halifeyi öldüren Mogol orduları Ortadoğuda hızla ilerlemişler ve Mısır sınırlarına dayanmışken, Memluk sultanı Sultan Kutuz, emrindeki memluk ordusuyla Moğol akınını karşılamak üzere harekete geçmiştir. 
Ayn Çalut Muharebesi'nde karşı karşıya gelen iki ordunun çatışması, Komutan Aybars'ın etkisiyle Moğolların bozguna uğramasıyla sonuçlanmıştır.

Dünyayı sarsan Moğol küffarını durduran bir Kıpçak Türk'üdür Sultan Aybars.

Galip Memluklu ordusu Mısır'a dönmekte iken Ayn Çalut Muharebesi'nda öncü birliklerin komutanı olan Aybars, bir takım antlaşmazlıklar nedeniyle Sultan Kutuz'la savaştı ve onu yenerek kendi hükümdarlığını 1260 yılında ilan etti. Sonra 1261 yılında Abbasiler hanedanının bir mensubu olan El-Muntaşır'ı Mısır'da yerleşik ama hiçbir devlet yönetim yetkisi olmayan halife ilan etti. Böylece halifelik, Bağdat'dan Kahire'ye geçmiş olmakta, Memluk devletinin himayesine girmektedir.

6. OSMANLILAR




OSMANLILAR
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in 16. yy başında Mısırı alıp Memluklara son vermesiyle son Abbasi Halifesi 3. Mütevekkil Osmanlı'nın başkenti İstanbul şehrine gelmiştir. O dönemde Safevilerle yapılan mezhep mücadelesinde Osmanlı'ya güç kazandırmak için halifeliği de Osmanlı'ya kazandırmak isteyen Yavuz Sultan Selim, son Abbasi Halifesini himayesi altına almıştır. Osmanlı İmparatorluğu son Abbasi halifesinin ölümünden sonra Abbasi hanedanından yeni bir halife çıkmasını engellemiş ve halifeliğin kendisine geçmesini sağlamıştır. Batılı kaynaklar özellikle 19. yüzyılda II. Abdülhamid dönemindeki Osmanlı dış politikasının meşruluğunu zedelemek için Osmanlı'nın hilafet makamına sahip olmadığından bahsetmişlerse de bu durum tamamen dönemin koşullarından dolayı ortaya atılmış bir yanıltmadır. Ayrıca Osmanlı padişahlarının sahip oldukları halifelik makamından 19. yy'a kadar yararlanmamalarının sebebi, halifeliğin kendilerinde olmaması değil, padişahlık makamını daha önemli görmeleridir.

7. HİLAFETİN KALDIRILMASI




HİLAFETİN KALDIRILMASI
1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile, Sultan-Halife gibi, çifte görevi olan Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları, devlet yetkileri alınmıştı. Eski Osmanlı hükümdarına sadece, dinî başkanlık yetkileri tanınmıştı. Hükümet, TBMM'nin seçtiği Halife Abdülmecid Efendi'den, sadece "Müslümanların Halifesi" (Halife-i Müslimin) unvanını kullanmasını, gösterişli hareketlerde bulunmamasını istemişti. Abdülmecid, halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı olarak, Müslümanların Halifesi unvanından başka sıfat ve unvanlar taşıyarak, Cumhuriyet hükümetinin talimatı dışına çıkmıştır.
Bazı politikacılar ise "Hilafet aynı hükümettir, hilafetin hukuk ve görevini iptal etmek hiç kimsenin, hiçbir meclisin elinde değildir" diyerek, Halife'yi, Padişah gibi yaşatmak istiyorlardı. Bu durum halifelik kurumu hakkında bir an önce önlem alınmasını gerektiriyordu. Fakat Mustafa Kemal Paşa'yı halifeliğin kaldırılması için zorlayan önemli sebep, halife mevcut oldukça Türkiye'de gerçekleşmesi zorunlu olan sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.
3 Mart 1924 tarihli, "Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmaniye'nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Hariciyesine Çıkarılmasına Dair Kanun"la hilafet kaldırılmıştır. Böylece, yeni Türkiye önemli bir adım daha atmıştır. Hilafetin kaldırılmasının Türkiye'de ve dünyada geniş yankıları olmuştur. Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü, bir diğer kanunla da Şer'iye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) kaldırılmıştır. Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekalet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır. Ayrıca aynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekaleti de kaldırıldı. Böylece ordu-siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhid-i Tedrisat Kanunu da o gün kabul edilmişti.

About Ramazan Ateş

0 yorum:

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.