kitap

TARİHİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN 11 BÜYÜK TÜRK KOMUTAN





1. Büyük Hun Hakanı Mete Han





Büyük Hun Hakanı Mete Han
"Hunlar; Gök'ün gururlu çocuklarıdır!" Hunlardan söz ederken, böyle yazmaktadır, kadim Çin tarih kaynakları. Mete Han, "Gök'ün gururlu çocuklarını" yüksek ülkülere taşıyan, onlara, "Acuna egemen olma" düşüncesini aşılayan hakandır. "Tam yirmi altı devlet aldım! Yirmi altı budun üzerine han oldum!" diyerek belirtmiştir bu düşüncesini. "Bütün yay çeken budunları Hun yaptım!" diyerek, birleştirici bir Türk milliyetçiliğinin ilk tanımını yapmış, TURAN'ı gerçekleştirmiştir. Büyük Hun İmparatorluğu'nu kuran Hun Hakanı Mete Han'ın görkemli yaşamını anlatan, tamamen tarihi gerçeklere dayanılarak yazılmış bu roman, Kadim Türk Tarihi'nin çok önemli bir dönemine ışık tutmaktadır.

2. Bozkurtlar ( Kürşad ve Çerileri )





Bozkurtlar ( Kürşad ve Çerileri )
Bozkurtlar Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor Bozkurtlar, yazarının vaktiyle verdiği lütufkâr müsaadeleri sonucunda "Bozkurtların Ölümü" ve "Bozkurtlar Diriliyor" adlı ölümsüz eserlerin, bir arada yayınlanmak suretiyle aldığı yeni isimdir. Bozkurtlar, her idealist Türk'ün heyecanında, fikir dünyasında, ülkücülüğünde ve inancında payı olan dev bir eserdir. Bu roman, Atsız Bey'in daha sağlığında iken edebiyatımızın klâsikleri arasında yerini almış ve yazarını da ölümsüzleştirmiştir. Ötüken Neşriyat, uzun bir aradan ki bu zaman zarfında bir çok meşru ve korsan baskıları da yapıldıktan sonra, Türklüğün şuur ve gururu olan Bozkurtlar'ı yeniden yayınlarken on binlerce okuyucusunun heyecanını tazelemekten ve sevincine vesile olmaktan kıvanç duyar.

3. Tanrının Kırbacı Atilla





Tanrının Kırbacı Atilla
Her şey gayri meşru bir olayla başlar. Batı Roma İmparatoru III. Valentinian'ın kız kardeşi Honoria'nın bir uşakla yatakta basılması, bir skandala neden olur. Bu düşüncesizliği nedeniyle hapsedilen Honoria, içinde bulunduğu durumdan kurtuluş umudu olarak dünyanın en korkulan savaşçısı olan Atilla'yı görür. Çaresizlik içinde, Hunların Kralı'na elçi göndererek yardımını ister. Bu yardım çağrısını bir evlenme teklifi olarak kabul eden Atilla, başlık parası olarak Roma İmparatorluğu'nun yarısı üzerinde hak iddia eder ve böylece savaş makinelerini harekete geçirir.
Hunlarla açık bir savaşın, imparatorluğun mahvına sebep olmasından korkan Romalılar, gizli kapaklı yollar arar. Diplomatik uzlaşma arama kisvesi altında Atilla'nın kampına gönderilmek üzere bir elçilik grubu oluşturan Romalı liderler, Atilla'nın savaş beylerinden birini Atilla'yı öldürmesi için bir suikast planının içine çekmeye çalışır. Hırslı bir entelektüel olan Jonas, tarihçi olarak bu elçi grubuna dahil edilir. Ama suikast planı ortaya çıkınca, bir tarihçiden daha fazlası haline gelir. Hunlar tarafından rehin alınan Jonas, diplomaside sahip olduğu yeteneklerin yanı sıra hayatta kalmak için kılıçla ilgili olarak yeni yeteneklere de ihtiyaç duyduğunu anlar. Ama tek sorunu hayatta kalmak değildir. Hun kampında esir olan ve Hun savaşçılardan birine verilmesi söz konusu olan Romalı güzel Ilana'yla tanışır. Tek başına kaçma girişimi bir çılgınlık olacaktır. Bir de Ilana'yı kurtarma düşüncesi intihar demektir. Ama yaşamına mal olsa bile, Ilana olmadan kamptan ayrılamayacağının farkındadır.
Jonas, kaçışını planlarken Roma ile Hunlar arasında olacak savaşta, neyin hayati bir önem taşıdığını anlar. Şimdi artık sadece kendi yaşamı söz konusu değildir. Ilana ve imparatorluğu kurtarmak adına Batı medeniyetinin geleceğine karar vermek için karşı karşıya gelecek iki büyük ordunun, tarihteki en büyük savaşına Roma'yı hazırlamak üzere bilgiler ve eski bir kılıcı ulaştırmak zorundadır.

4. Kutlu Kağanlık (Bumin Kağan)





Kutlu Kağanlık (Bumin Kağan)
İlk kitabı Demirdağın Kurtları ile Türklerin Ergenekon'a hapsolmasını ve buradan çıkış mücadelesini anlatan yegane romanın yazarı Hasan Erimez, ikinci romanı Kutlu Kağanlık "Gök Türklerin Doğuşu" ile karşınızda. Uzun yıllar Aparların boyunduruğunda kalan Aşinalar, Bumin Han ve kardeşi İstemi Yabgu önderliğinde Aparları yenerek Gök Türk Devleti'ni kurarlar. Ancak asıl zorluk, bu kutlu kağanlığın kurulmasından sonra başlar. Bütün Türk boylarını tek bir çatı altında birleştirmek isteyen Gök Türkleri hem içerde hem de dışarda çetin mücadeleler beklemektedir. Türk adını kullanan tarihteki ilk Türk devletinin kurucuları, "büyük ülkülerini" gerçekleştirebilmek için kan deryalarından sabırla geçmek zorundalar. Hasan Erimez, tertemiz bir Türkçe ve duru bir üslûpla bizi Ötüken Yış'tan Asya'nın dört bir yanına götürerek, Gök Türk Devleti'nin destansı kuruluş mücadelesini anlatıyor.

5. Alparslan





Alparslan
Tarihi romanlarıyla Osmanlı sultanlarının birbirinden değerli hayat hikâyelerini günümüz okuruna aktaran Okay Tiryakioğlu bu defa Selçuklu topraklarına uzanarak atalarımızın atası Alparslan'ı konuk ediyor sayfalarına. Ve serüven başlıyor!
Çağrı Bey önderliğindeki Selçuklu Devleti, Dandanakan zaferinin ardından gücüne güç katarak batıya doğru ilerlemektedir. Henüz yağız bir delikanlı olan Alparslan ise dövüş hocası olan yenilmez Korgan'dan aldığı eğitimle rüştünü ispatlayarak liderliğe doğru yükselir. Vatan aşkına sevda ateşi katan güzeller güzeli Selcen Kız'ı kaçırma planları yapılırken, devletin bütünlüğünü hırpalayan iç isyanlar da bir bir bastırılır. 
Ve nihayet Anadolu'nun kaderini değiştiren Malazgirt Savaşı'nın vakti gelir. Alparslan ile Roman Diyojen'in tarihe mal olmuş bu destansı yüzleşmesine hazır olun.

6. Aybars (Sultan Baybars)





Aybars (Sultan Baybars)
Hiçbir söz vaki olmayınca artık Aybars'ın önünde hiçbir engel kalmamıştı. Sade gidilecek yollar… Aybars Şam, Halep ve dolaylarında iktidarını kurup, otoritesini arttırınca Suriye'de sırtını sağlama aldı. Ve hükümranlığı için Kahire yollarını tuttu.
Günler geçmek bilmiyordu, yol tükenmek. Ve öyle ki her azmin bir muradı vardı. Nihayet Nil'in kucakladığı Kahire'nin devasa silueti belirdi. 
Bir Cuma sabahı şehre girdiği vakit, daha evvelden süpürülmüş sokaklar ve temizlenmiş yol boyunca halkın coşkun tezahüratları arasında şehre girdi. Kenarları işlemeli zırhları ve görkemli elbiseleriyle Eyyubi ardılları olan emirleri Aybars'ın önünden gidiyorlardı. Bahir Emirleri ise beyaz ve sırmalar içinde dimdik duran Sultan'ı takip ediyorlardı. Sokaktaki halk önlerinden geçen Sultan Aybars'ı bir lahza görebilmek için çağırıyorlardı. Yanına nadide çiçekler atılıyor, beyaz küheylanı Akça'nın nallarını bastığı yerlerden toprak alabilmek için yerlere diz çöküyorlardı. 
Ama o sadece bunca şaşaaya ve coşkunluğa karşın bir çift göz aramaktaydı. Yeşile çalan hafif çekik, bir çift göz...
Aybars dudaklarında bir tebessümle bir hayale bakıyordu. Eskisinden daha güzeldi. Nazenin yapraklarından hafif damlalar sarkıyordu. Birbirlerine kenetlenmişti gözleri. Elindeki gül goncasını ona uzattı. Narin elleri, ellerine değdi.
"Aybars…" diyebildi. O hazin yılları anarcasına.
Aybars'a hem çöl vaat edilmişti hem de çöl gülü.
Pekala, her azmin bir muradı vardı.

7. Timur Kasırga ve Dehşet





Timur Kasırga ve Dehşet
TİMUR
Dünyaya Hakim Olma Arzusunun, Semerkant Fatihinin Büyük Ankara Savaşının, Aksak Timur'un Romanı
Artık akşam olmuş, güneş batıyordu. O sırada Timur, satranç oynamakla meşguldü. Bu yenik haliyle bile gururunu kaybetmemiş, dim dik ayakta duran uzun sakallı Beyazıt'ın içeri girdiğini görünce ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledi Timur ve gülümsedi. Gururu da cesareti de yerinde olan Beyazıt: 
"Ayıptır" diye bağırdı.
"Başına Allah tarafından bir felâket gelmiş olan bir adamla alay etmek ayıptır."
Bunun üzerine Timur ağır ağır şu cevabı verdi:
"Benim gülmem ona değil;
Allah'ın dünyayı benim gibi bir topalla senin gibi bir köre vermesine gülüyorum" dedi ve devam etti; "Sen bizi yenmiş olsaydın, askerlerimle bana neler yapardın, onu da bilmiyor değiliz."
... Beyazıt'ı esir olarak elinde bulundurmak, kocamış cihangirin pek hoşuna gitmişti...

8. Dünyanın İlk Günü (Fatih)





Dünyanın İlk Günü (Fatih)
On beşinci yüzyılda, 19 yaşındaki genç sultan,
bütün dünyanın kaderini değiştirmek üzereydi... 
Doğu Roma'nın merkezi Konstantinopol'den kaçırılan Alexander, yaşayabilmek için çocukluk aşkından ayrılmak zorunda kalır. Aşkına tekrar kavuşmaya söz veren Alexander, doğduğu topraklara hiç beklenmedik bir şekilde geri dönecektir. Aradığı adaleti başka topraklarda bulmuş ama ilk aşkını hiç unutmamış bir yeniçeri olarak... Aynı tarihlerde ve aynı coğrafyada, kaybettiği sevgili eşinin yasıyla birlikte elçiden çok seyyah olup çıkan İtalyan Alberti Balbi ise el yazması eserler kopyalayıp çoğaltan Müslüman bir kıza, Nilüfer'e vurulur. Alberti'nin, adeta eski aşkının ve yasının doğal bir uzantısına dönüşen bu imkânsız aşkı satır satır döktüğü gizli defteri, gittikçe tarihin en önemli tanıklarından birine dönüşecektir. Zira aynı dönemde, 19 yaşındaki bir sultan, genç Mehmet, sadece Alexander ve Alberti'nin değil, bütün dünyanın kaderini değiştirecek bir olayı, İstanbul'un fethini gerçekleştirmek üzeredir... 
Amerika'da yaşayan genç akademisyen Beyazıt Akman'ın üniversite kütüphanelerindeki kaynaklarla birlikte yerli ve yabancı yüzü aşkın eseri inceleyerek beş yıllık bir araştırmanın ardından yazmaya başladığı İmparatorluk, göz kamaştırıcı bu epikle açılıyor. Manisa'dan başlayıp İtalya'ya kadar uzanan, Gütenberg'den Bellini'ye değin pek çok tarihi simayı bir araya getiren roman, Hıristiyan-Müslüman ilişkilerine ve Doğu-Batı ikilemine dair birçok şeyi yerinden sarsacak. Şövalyelerle yeniçeriler arasındaki çarpışmalar, nakkaşlarla Venedikli ressamlar arasındaki diyaloglar ve kültürlerle yürekler arasındaki gelgitlerle bezeli bu uzun soluklu aşk ve savaş romanı; çok uzun zamandır eksikliği hissedilen renkli ve görkemli bir imparatorluk panaroması sunuyor. Alexander'ın aşkını, Alberti'nin hüznünü ve Mehmet'in azmini film izlercesine, bir solukta okuyacak, bir daha unutamayacaksınız. 
İmparatorluk, Dünyanın İlk Günü'yle başlıyor...

9. Şah Sultan ( Yavuz Sultan Selim Han)





Şah Sultan ( Yavuz Sultan Selim Han)
Tutku...
Güzellik...
Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş.
Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim'i de Şah İsmail'i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş.
Çaldıran...
Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride.
Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi?
Kızılbaşlık!
Sünnilik!
İktidar hırsı.
Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman!
Korku? Ya o?
Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir.
Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir.
Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta.
Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir.
Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri.
Ve işte bir kez daha aşk!
Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar.
Şah ve Sultan...
Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler.
Masal kadar gerçek.
Büyüleyici olduğu kadar umut verici.
Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap.
İskender Pala'dan...

10. Sultan: Bir Kanuni Romanı





Sultan: Bir Kanuni Romanı
Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç veren Allah'ın yeryüzündeki gölgesi, Anadolu'dan Rumeli'ye kara ve denizlerin yegâne hâkimi Kanuni Sultan Süleyman Han yedi cihana nam salmaya devam ediyor! 
Devir Muhteşem Süleyman devridir. Düşmanları bir korkudur sarar. Vehimi çıkar her köşe başından; yamandır, aman vermez. Pargalı ise her vezire benzemez, zekâsıyla savaşır da olmazları oldurur. Hürrem'in tek bir sözüyle kayıplara karışır kimi, kiminin hayatı huzur bulur. Ancak başta Cihan Padişahı vardır ki sefer eyler Bağdat'a, Estergon'a; şanıyla Viyana kapılarına ulaşır. Ne Şarlken tanır ne Ferdinand. Denizler ise Barbaros'tan sorulur. Preveze'den gelen kahramanlık haberleri Kutsal Roma ile Safeviler arasındaki ittifakı körüklerken acaba bu güç savaşında kim galebe çalacaktır? 
Tarihi romanların vazgeçilmez ismi Okay Tiryakioğlu, Kanuni üçlemesinin ikinci kitabı Sultan'da tarihin en ihtişamlı dönemini soluk soluğa bir anlatımla bugüne taşıyor.

11. Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı





Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
Sultan II. Abdülhamid 33 yıl boyunca etrafı "kurtlar"la çevrili bir ülkeyi sağ salim sahile çıkarmanın mücadelesini verdi. Hasta Adam'ın mirasının paylaşılması konusu 1850'lerde gündeme gelmişti. 1878'de Rusya karşısındaki ağır yenilgimiz, emperyalizmin iştahını kabartmıştı ve Türkiye'de darbe üstüne darbe yapılıyordu. Önce Sultan Abdülaziz'e yapıldı darbe, sonra V. Mrad'a. Sanıldı ki, Osmanlı'nın kaderi pamuk ipliğine bağlı. Nitekim Sultan Abdülhamid tahta geçtiğinde İngiliz Dışişleri Bakanı, kendisini tehdit etmiş, 'Ayağını denk alsın, ona da öncekilere yaptığımızı yaparız' demişti. 
Çöküş için gün sayılırken, bu 34 yaşındaki adam, 30 yılını adayacağı bir icraatın düğmesine basıyordu. Ülkeyi bir barış dönemine sokarken, kazanılan zamanda demiryolu ağından eğitim yatırımlarına kadar bir dolu projeye imza atıyordu. Kendisini feda etmişti ama 30 yılda yetiştirdiği nesil, Çanakkale'den Sina çölüne kadar emperyalizme karşı Akif'in deyişiyle 'kıta kapma' oyunu oynayacaktı.
"Kızıl Sultan" demişlerdi ona. Kendi açılarından haklıydılar. Çünkü Osmanlı'nın paylaşımını pahalıya getirmişti Avrupa'ya. Kansız olacağını sandıkları Osmanlı gövdesindeki ameliyat, 30 yıllık gecikme sayesinde Avrupa'nın kanlı bir iç savaşına dönüşmüş ve bir dünya meselesi haline gelmişti.
Osmanlı tarihini yeniden yazmaya koyulan Mustafa Armağan'ın titiz ve akıcı kaleminden Son Sultan'ın Kurtlarla Dansı... Kitabı okuyunca dansın bugün de devam ettiğini fark edeceksiniz...
(Tanıtım Bülteninden)

About Ramazan Ateş

0 yorum:

Yorum Gönder

Blogger tarafından desteklenmektedir.